Statik bir insan çizmek kolaydır; zor olan, hareket halindeki bir bedenin ağırlık merkezini hissettirmek veya bir bakışın içindeki hüznü kağıda dökmektir. Çizdiğiniz şey sadece bir "beden" değil, bir "deneyim" olmalıdır. Elin titreyişi, omuzların çöküklüğü veya dudak kenarındaki belirsiz bir kıvrım, binlerce kelimeye bedeldir.

İnsan bedeni kusursuz bir geometriye sahiptir. Başın vücuda oranı, parmakların eklem yerleri ve kasların kemik üzerindeki dansı… İyi bir çizim, bu matematiği anlamakla başlar ama ona hapsolmamakla gelişir. Oranları bilmek size teknik bir doğruluk sağlar, ancak bu doğruluğu nerede bozacağınızı bilmek size bir "üslup" kazandırır.

Her insan figürü, aslında çizenin kendisinden bir parçadır. Kaleminiz kağıda değdiğinde, karşınızdaki modeli değil, kendi bakış açınızı ve dünyayı algılayış biçiminizi resmedersiniz. İnsan çizmek, aslında "insan olmayı" anlama çabasıdır.